yerli ne demek

sf.
1. Taşınamayan, başka yere götürülemeyen: Yerli dolap. Yerli sedir.
2. Yurt içinde yapılan veya bir yurdun kendine özgü niteliklerini taşıyan: “Yerli halıları gördüm, koyu sıcak kırmızılarla diri maviler ağır basıyordu.” -B. R. Eyuboğlu.
3. Belli bir bölgede yetişen, otokton: Yerli muz. Yerli meyve.
4. Bir yerin ilk sakini olan, otokton.
5. Oturduğu bölgede doğup büyüyen, ataları da orada yaşamış olan: “Daha önceki gidişinde kendini yerli halka sevdirmişti.” -E. C. Güney.
(Güncel Türkçe Sözlük)


Köken: Fransızca indigène
(BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu )


Köken: Fransızca Aborigène
(BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu )


Köken: Fransızca Local, le
(BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu )


Köken: Fransızca Naturel
(BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu )


1. Tümü, hepsi.
2. Tümden, büsbütün: Hasan bu köye yerli gelmiyecek.
3. Hiç: Cebinde yerli para kalmamış.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)


Köken: İngilizce native
(BSTS / Bilgisayar Terimleri Karşılıklar Kılavuzu )

İlkel diye nitelenen halkların ve toplulukların üyeleri.
Köken: İngilizce aborigin
(BSTS / Budunbilim Terimleri Sözlüğü 1973)

Denizaşırı ülkelerde sömürge kurma dönemlerinde, dışardan gelenlerden ayırt etmek için, o ülkenin asıl halkından olan kişilere verilen ad.
Köken: İngilizce indigenous people
(BSTS / Coğrafya Terimleri Sözlüğü 1980)

(coğrafya, jeoloji)
Köken: Osmanlı Türkçesi sekene-i aslî
(BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963)


2 ay önce